Author Archives: Fuat Tuncer

31.05.1997’de Muş’ta doğdum. İlk, Orta ve Lise öğrenimimi Muş’ta tamamladıktan sonra, 2016 yılında üniversite eğitimi için Kocaeli Üniversitesi, Reklamcılık bölümüne girdim. Uzun süreden beri ilgi duyduğum; “Marka Yönetmek, Markanın gelişim süreçlerini inceleme ve Markalaşma” konuları üzerinde çalışmalar yapmaktayım. İGGM destekli, kurucu ortaklığını yaptığım İzmittesin.com adlı internet sitesi ve Bibu reklam şirketi adlı iki girişimcilik faaliyetinde bulundum. Üniversitenin Şu an aktif olarak Ulusal çapta düzenlenmekte olan Fikir Kampı isimli girişimcilik programında, Tanıtım sorumlusu pozisyonunda görev yapmaktayım…
BAŞARILI GİRİŞİMLER 2 CHOBANI

Ofisinde, gelen evrakları karıştırırken Kraft Foods’un ( Amerikanın en büyük gıda şirketlerinden) ‘satılık

fabrika’ ilanını görür. Önce pek umursamayıp, çöpe atıyor ama yarım saat sonra tekrardan çöpü karıştırıp o ilanı buluyor ve satılık olan fabrikayı satın almaya karar veriyor. Böylece Hamdi Ulukayanın ” Yoğurdun Steve Jobs’ı” olma hikayesi 2005’te küçük bir ofiste başlıyor. Her girişimde olduğu gibi riskle başlıyor bu işe. Ulukaya bir fabrika alacak parası olmamasına rağmen, Amerikada ki girişimcilik fırsatlarından yararlanarak Chobani’nin hikayesini başlatıyor. 2007’de ilk defa küçük marketlerde de olsa rafa çıkan Chobani 2009’da büyük süper marketlerin raflarında yerini almayı başarıyor. Peki 6 çalışanla başlayıp 3000 küsür çalışan haline gelen, Teknoloji şirketleri dahil Amerikanın en yenilikçi 10 şirketi arasına giren, en başarılı 10 iş insanından biri olma ünvanı yakalayan Hamdi Ulukaya, Chobaninin ‘Marka hikayesine’ nasıl başladı ve neler yaptı? İşte Chobaninin marka incelemesi…

 

Amerikanın en ünlü ekonomi dergisi olan Forbes, boş yere Hamdi Ulukaya’ya “Yoğurdun Steve Jobs’ı demedi. Steve Jobs’ı Jobs yapan neydi? Tabii ki teknoloji dünyasına yenilikçi ürün kazandırmaktı ve ürünü olabildiğince basit hale getirmek. İşte H. Ulukaya ilk olarak bunu yapmaya çalıştı. Amerikada satılan yoğurdu beğenmeyen Ulukaya; daha iyi tat, daha iyi kıvam ve daha basit ürün anlayışıyla yola çıktı, doğru

tadı yakalaması için tam tamına 2 yıl uğraştı, denemeler yaptı. Bizim, sıradan bir şekilde yediğimiz yoğurdun kıvamını yakalamak için 2 yılını verdi ve 2 yılın sonunda İşte budur! Doğru tat, doğru kıvam ve istenen basitlik ürünü muazzam hale getirmişti. Artık piyasaya çıkma zamanı gelmişti. Peki hiçbir reklam şirketi veya marka danışmanıyla çalışmayan Ulukaya, nasıl oldu da Amerika gibi zorlu bir pazarda ürünü tutturabildi? İşte bunun cevabı; işini iyi yapmaktı. işini sevmek, doğru ekibi kurmak ve bunun için çok çalışmak. H. Ulukaya işe ilk olarak çalışanlarından başladı. Çalışana değer verirsem, onlarda benim markama değer verir anlayışıyla hareket etti. İşte markalaşmanın en önemli noktası budur! ” Mutlu olan ve değerli olduğunu düşünen çalışanlar!”eğer bir şirket bunu başarıyorsa marka olmanın %50’sini gerçekleştirmiş demektir. H. Ululaya Chobani’nin %10’luk hissesini çalışanlarına dağıttı. Tabii bunula kalmadı… çalışanlarına esnek çalışma saatleri, düzgün sosyal güvence hakkı, anne ve baba adaylarına maaşlı izinler sunarak Chobani’de çalışanlara değer verdiğini gösterdi. Buraya kadar her şey kusursuzdu, şimdi artık Chobaniyi piyasaya sürme ve ürününü pazarda bilinir hale getirme zamanıydı. Ulukaya, bunun için pek acele etmedi. büyük reklamlar yapıp markasını öyle hemen öne sürmedi. İlk olarak Amerikada’ki süpermarket zincirlerinin raflarına girmeyi başardı ve incelemeye koyuldu. İnsanların ürüne yaklaşımına baktı; ürünü kimin alıp, kimin almadığını inceledi… tabii o dönemdeki en iyi yoğurt markasının sadece gelir düzeyi yüksek kişilere hitap ediyor olması, Chobani için büyük avantajdı.

Chobani hem tadı güzel, hem de herkesin alabileceği bir fiyattı. Yani Chobani yoğurt almak için illaki zengin olman gerekmiyordu. Fiyat olarak herkesime hitap etmesi ve daha önemlisi ürünün piyasadaki yoğurttan daha güzel olması Chobani için reklamlardan daha avantajlı bir durumdu. Süpermarketlerde satılan Chobani yoğurt, en iyi reklam olan ‘kulaktan kulağa’ reklamla çoğu kesim tarafından bilinir hale geldi. İnsanlar Chobani yoğurda büyük talep gösterdi göstermesine ama Chobani bununla büyük bir marka olamazdı. Ülkedeki büyük festival ve panayırlara kamyonlarca yoğurt götürmeyle işe koyuldu. Yoğurduna çok güvendiği için insanların bedava tatmalarını istedi. çünkü biliyordu ki Chobaniyi bir defa deneyen, ikinci defa mutlaka gidip alırdı. İşte burda yapılan strateji büyük oranda başarılı oldu. 2 yıl boyunca ektiği ağaçtan meyveleri toplama vaktiydi. Chobaniyi deneyen çoğu kişi yoğurtta gerçek tadı bulduğunu düşünerek tekrar tekrar alınca ülkenin büyük kısmında bilinir hale geldi. Tabii yine bununla kalmadı. Reklama çok büyük bütçe ayıramadığı için Chobani sosyal medyada tanıtım yapmaya ağırlık verdi. Ünlü blog sayfalarına ve sosyal medya fenomenlerine ulaşarak ürünlerinin tanıtılmasını istediler. Büyük kitlelerin takip ettiği bu kişilerde yoğurdu tanıtınca Chobani markası deyim yerindeyse patladı gitti. Chobani artık git gide büyüyen bir markaydı ve insanlar tarafından çokça satın alınıyordu. Başarıya ulaşmıştı ama H. Ulukaya sadece mali kazanç için çalışan bir şirket olmasını istemiyordu, Felsefesini markasıyla bütünleştirmek istiyordu. Bunun için de sosyal sorumluluk projelerine ağırlık verdi ve toplumsal olaylara kayıtsız kalmadı. Amerikada sağlıklı gıda için sorumluluk projeleri yürüttü; girişimcilere özel, eğitimden yatırıma kadar tüm destekleri sağlamak için girişimcilik programları başlattı,( Türkiye’ye özel girişimcilik programı da yapılıyor) Amerikada ki gıda bankalarına her yıl tonlarca gıda desteği sağladı… bununla birlikte onlarca projeyle Chobaninin sosyal sorumluluk projelerine gösterdiği hassasiyete dikkat çekti. Aynı zamanda toplumsal konulardan da uzak durmadı; Amerika’ya yerleşmeye çalışan mültecilere destek çıkarak onların yanında olduğunu belirtti. Irkçı tavırlar sergileyen ünlü bir radyo programcısına karşı tepki göstererek ırkçılıkla mücadele etti. Hatta bu konu tüm ülkede gündem haline geldi, ırkçılar Chobaniyi boykot ederken; ırkçılık karşıtları Chobaniye destek amaçlı Chobani marka yoğurtlar aldı ve destek verdiler. Tüm bunların sonucunda Chobani, iyi bir marka olduğunu ve hep iyi kalacağını her zaman yaptıklarıyla belirtmeye devam etti.

Aslında H. Ulukaya kendi felsefesini Chobaniye yansıtıyordu “iyi” her anlamda iyi bir marka yarattı. Chobani milyonlarca kişiye hizmet ederken, binlercesine de umut oldu ve bu şekilde Amerikanın en yenilikçi 10 şirketi arasına girmeyi başardı.

 

Stolk:

Reklamlarda Chobani: Chobani; reklam filmlerinde “Doğallık” mesajı üzerindem yürüyor. Tamamen doğal olduklarını belirterek, tüketicisine sağlıklı gıda sunduğunu söylüyor. Reklamlarda Chobani yiyerek mutlu olan yüzlere sıklıkla rastlayabiliriz. Gencinden, yaşlısına; çocuğundan, sporcusuna kadar herkesime yer vererek ‘ herkese hitap ettiğini’ ve hedef kitlesinin geniş olduğunu gösteriyor. Mutlu insanlar, eğlenceli hayatlarının içine Chobani yoğurdu katıyorlar. Aynı zamanda eş cinsellere yönelikte reklamlar yaparak onların da toplumda yer aldığını kabul edip, destekliyor. Her ürün tanıtımında; motivasyonu yüksek, hayatı seven, mutlu insanlara yer veriyor. Ürünlerinin doğallığı kadar tüketicilerinin de mutluluğuna yer veriyor.

Sosyal Medya’da Chobani: İnstagramda 160bin takipçisi olmasına karşın, gönderilerine gelen like sayısı 2bin

civarı. Buda bir gıda şirketi için oldukça iyi bir beğeni sayısı. Gönderilerinde yeni ürünlerini tanıtırken, yeni ürünleri için takipçilerine yönelik çekilişler yapıyor. Çekilişe katılanlardan birkaç şanslı kişiye bedava ürün hediye ediyor, buda takipçisini aktif tutmak için iyi bir yöntem. Aynı zamanda Chobani Cafe için haftalık menüler paylaşıp

insanlara fiyat avantajı sunduğunu duyuruyor ve çok geç kalmadan harekete geçmelerini söylüyor. Sosyal medyada

da, reklamlarında olduğu gibi eğlenceli bir dil kullanıyor. Takipçileriyle iç içe samimi ve faydacı bir marka halinde.

Gönderilerine yorum yapan herkesin yorumunu beğenerek onları önemsediğini düşündürüyor ve bazı mesajlara geri dönüşler yapıyor, bu şekilde takipçileri yorum yaptıklarında karşılarında bir

muhattap bulabiliyorlar.

Chobani Logosu: Logosunda; son yıllarda tüm büyük markaların da tercih ettiği gibi sade bir font kullanmış. Aynı sadelikte ‘Koyu Yeşil’ renk kullanılmış. Bunun sebebi de ürünlerinin ‘doğal’ olduğunu, tüketicilere hissettirmek.

Başarılı Girişimler 1 Huawei

1987 senesinde Çin Halk Cumhuriyetinin; ekonomiyi kalkındırma ve destekleme politikasından dolayı, Çinli mühendis ‘ Ren Zhegfei’ tarafından kurulan Huaweı şirketi, ilk yıllarda telefon ve elektronik aygıt tuşlarının üretimi ve gelişimi üzerine çalışmalar yapmışlardır. Hatta günümüzdeki gelişmiş, çok fonksiyonlu işlevli tuşların bir çoğu Huaweı’ye aittir. ‘’Çinliler, büyük işler başarabilir’’ sloganıyla başlayan; Çin’in ilk telefon markası;Dünyanın en büyük telekomünikasyon cihazı üreticisi; dünyanın en iyi üçüncü telefon markası; 140 ülkeye iletişim hizmeti; 170.000 çalışanı ve 50 milyon dolarlık net değeriyle Huaweı’nin marka öyküsü…

Huawei’nin çok köklü ve uzun bir geçmişi olmasından dolayı incelemek ve tüm ayrıntılara değinmek, açıkçası biraz zamanımızı alır. Bu yüzden tüm geçmiş ayrıntılarına değinmek istemedim. Öncelikle Huawei şirket hissesinin %64’ünün şu anda çalışanlarına ait olduğunu belirtmek gerekiyor. Yani tüm çalışanlar aslında kendilerine ait olan şirket için çalışıyorlar. Kendi şirketi için çalışan 170.000 kişinin bir şirketi geliştirmesi ve marka haline getirmesi kaçınılmaz bir durum. Öte yandan bu çalışanların belirledikleri bir vizyonları var! Bu vizyona bakarak şirketin markalaşma öyküsünü az çok tahmin edebilir herkes.

‘’Tamamı bağlı, akıllı bir dünya için; her kişiye ve organizasyona dijitali getirme, her şeyi ve herkesi tamamen birbirine bağlayarak dünyayı daha iyi bir hale getirebilir. Tüm insanlara teknolojiyi sunabilir, kararlı ve güvenli ağ

işlemlerini destekleyebilir ve tüm bunları yaparken çevreyi korumayı destekleyebiliriz.’’ Vizyonuyla hareket eden Huaweı, gerçek anlamda çalışmalarını bu vizyona göre şekillendirmiş. Çünkü kötü bir Çin ekonomisinde kurulup,

aşama aşama dünyanın en iyileri arasına girmek büyük bir çaba gerektiriyor. İlk olarak şunu söylemeliyim ki Huaweı markasının bu denli gelişmesi ve güçlenmesi reklamdan öte ‘İnovasyonla’ yapılmış bir durum. İnovasyon diyince akla ilk gelen şirketlerden biri Huaweı olmalıdır. Huaweı kuruluş tarihinden, günümüze kadar dünyaya bir çok ilk kazandırmayı başarmış. AR-GE çalışmalarına büyük bir önem vererek teknoloji dünyasının şekillenmesine katkıda bulunmuş, buda ister istemez Huawei’nin bir marka olmasının yolunu açmış. Yaptıkları bazı ilklere değinecek olursak:

-Dünyadaki ilk 3G telefonu.

 

-Dünyanın ilk bulut etkin telefonu.

-Dünyanın en hızlı dört çekirdekli akıllı telefonu.

-Dünyanın en ince akıllı telefonu.

-Dünyanın en geniş ekranlı telefonu ve ilk Windows phone 8 akıllı telefonu.

Gibi sadece telefon üretiminde bu ilklere imza atan Huaweı, yine telekomünikasyon bazında dünyayı birçok ilkle tanıştırmıştır. İşte bu denli ilklere imza atan ve inovosyonda çığır açan bir şirket markalaşma yolunda da emin adımlar atmış tabii ki. İnovasyon bir yana dursun, işin reklam ve pazarlama kısmına dönelim biz. Huaweı bu yenilikleri kazandırırken kendisini ve felsefesini insanlara aktarması gerekiyordu, bu da tabii ki reklamla olacak bir durum. Huawei’nin reklamda altın çağı, akıllı telefonla birlikte başlıyor. Her ülkede spor ve festival sponsorlukları, yaratıcı reklam filmleri ve sosyal sorumluluk projelerine çok önem veren marka; 2016 yılında dünyaca ünlü futbolcu Lionel Messi’yi marka elçisi olarak seçmiştir, artık reklama ayırdığı bütçe ve verdiği önemi varın siz düşünün. Tarihten bu yana her yeni ürününün lansmanlarını Dünyanın önemli merkezlerinde(Paris, Milano, New York v.b) yapan Huaweı bu şekilde tüm teknoloji meraklılarına adını duyurmuştur. Her teknoloji fuarında, bir yenilikle

insanların ve basının karşısına çıkması ve tüm teknoloji severleri heyecanlandıran ürünler sunması, insanlarda Huaweı’yi bilinir kılmıştır. Özellikle dünya basınının Huaweı’nin çılgın ürünlerine genişçe yer

vermesi tüm insanlara markayı sevdirmiştir. Tabii sadece basın ve lansmanlarla yetinmiyor Huaweı; hizmet verdiği çoğu ülkenin büyük spor takımlarıyla sponsorluk anlaşmaları yaparak markasının her kesimce bilinmesine olanak sağlamıştır. Ülkemizde de Galatasaray, Türk Telekom Basketbol takımı gibi büyük takımlarla sponsorluk anlaşması yapmıştır. Sponsorluklar dışında sosyal sorumluluk projelerine çok önem veren marka; genç mühendis adaylarına çeşitli fırsatlar sunarak gelişimlerine destek sağlayan projeler düzenlemekte, daha yaşanılabilir dünya için çeşitli dünya sorunlarıyla yakından ilgilenmekte, doğal afetlerde iletişim desteği sunmakta ve Çin kültürünün tanıtımı için çocuklara yönelik projeler yapmaktadır. Ülkemizde de; üniversitelilere yönelik ‘’ Geleceğin Tohumları’’ ve çocuklara yönelik ‘’Çin yaz kültür kamp’’ projesini düzenlemektedir.

İşte komplike bir pazarlama yöntemi yürüten Huaweı’nin tasarımları iyi, sağlam ve küresel rekabette güçlü ürünler de eklenince marka olabilmesi için her şey tamamlanmış oluyor. Tabii markasının devamlılığı için sürdürülebilir pazarlama yöntemlerine halen de güçlü bir şekilde devam etmekte.

STOLK

REKLAMLAR: Reklamlarında; havalı, ciddi ve karizmatik bir telefon olduğu kadar, eğlenceli de bir marka olduğunu göstermeye özen gösteren marka, hedef kitlesini de geniş tutmuştur. Reklamda çok faklı insanlar görebiliyoruz; genç, yaşlı, zengin, fakir, orta dereceli, kırsalda yaşayan, şehirde yaşayan herkese yer vermiştir. Karizmatik müzikler kullanarak insanların duygularına hitap etmiştir ve aynı zamanda dış ses kullanma ihtiyacı da hissetmeyen marka, telefonlarının somut özelliklerinden bahsederken bir yandan da duygulara hitap etmeyi unutmamıştır. Reklam yüzü Messiylede reklamlar çektiren marka; Ünlü ile özdeşleştirme yoluna da başvurmuştur.

Sosyal Medya:

Instagram: Huaweinin öncelikle bir çok hesabı var. Genel hesapları dışında, her ülke içinde farklı hesapları var. Genel hesaplarında; Genel projelerini tanıtıyorlar ve bu tanıtımları sıradan görsellerle değil de; eğlenceli, izlemesi zevkli videolar kullanarak yapıyorlar. Buda son derece dijitalde dikkat çekici oluyor. Müşterilerini ürünleriyle boğmayı tercih etmiyorlar, onlara zevkli, bilgilendirici videolarla ulaşmayı tercih ediyorlar. Buda takipçilerini daha aktif tutmada onlara yarar katıyor. 138K takipçileri olmasına karşın, videolarına en düşük 12K, en yüksek 700K görüntülenme oluyor. Takipçilerinin attıkları yorumlara geri dönüşler sağlayarak, onları önemsediklerini de hissettiriyorlar. Az sayıda Story atılıyor bu hesapta, atılan storyler de, atılan postların tanıtımı niteliğinde.

*Huaweı Next-İmage adlı bir instagram hesapları var. Bu hesapta da ürettikleri telefonlarla, müşterilerinin çektiği en iyi fotoğrafları paylaşıyorlar.

133K takipçileri olmasına karşın, ortalama 1.500 beğeni alıyor.

Huawei Mobile adlı bir hesapları daha var. En fazla takipçi sayısı bulunan hesap, bu hesap. Bu hesap teknolojik ürünlerinin tümüne yer veriyor. Profildeki yazıda hashtag verilmiş ve takipçilerinden bu hashtag altında çektikleri video ve fotoğrafları paylaşmaları beklenmiştir, paylaşım yapan takipçileri arasından seçtikleri kişileri lansmanlarına götürme fırsatı sunuyor.

Twitter: Huawei Türkiye hesabından sadece markasıyla ilgili haber ve bilgilendirmelere yer veriyor. Gönderilerin altına şikayetlerini yazan takipçilere cevap vermeyen markanın, Twitter’ı pek iyi kullandığı söylenemez. Burada 99.760K takipçisi olmasına karşın, ortalama 35 fav alabiliyor. Takipçileri geri dönüş alamadıklarını anlamış olmalı ki, pek mention atımıyorlar.

 

Marka İsmi ve Logosu: Huawei isminin Çince yazılışının ilk karakteri olan “华” harfi, çiçek anlamına geliyor ama

aynı zamanda Çin veya Çinli anlamlarına da geliyor. İkinci karakter olan “为” ise başarı anlamını taşıyor. Yani Huawei, “Çin’in başarısı” gibi bir anlama sahip. Şirketin logosundaki çiçek de ilk harften esinlenerek tasarlanmış.

Kaynak: Huawei web sitesi, Webtekno, ilkkimbuldu.com