Category Archives

Posts in Girişimcilik category.
BAŞARIYA KOŞANLAR – NETFLIX VE HASTINGS

NETFLIX VS. HASTINGS

Girişimci nedir, nasıl olmalıdır? Bunun için bir eğitim gerekli midir? Sorularına elbette ki güzel cevaplarımız var. Ama bunu cevaplamak yerine bu cevapları bize bir film gibi sunan insanlara odaklanalım. Mesela Reed Hastings.

Reed Hastings size pek bir şey çağrıştırmasa da Netflix eminim size birçok şey çağrıştıracaktır. Oldukça popüler bir uygulama olan Netflix nasıl bu konuma ulaştı, hiç düşündünüz mü? Gelin hep beraber bakalım.

HASTINGS KİMDİR?

Eğlence sektörüne adını altın harflerle yazdıran 1960 doğumlu Hastings, aslında matematik eğitimi almıştır. Hastings bir süre de deniz piyade subayı olarak görev almış. Bununla da kalmamış Afrika’da matematik eğitimi vermiş. Röportajlarında Afrika’nın onu girişimcilik ve risk alma konusunda cesaretlendirdiğinden bahsediyor. Önceleri Pure Software şirketini kuran Hastings daha sonra ortağı Marc Radolph ile birlikte Netflix’i kuruyor.

APOLLO 13

Peki bu kadar mı, bu fikir nasıl ortaya çıkmış? Tabi ki Hastings, bir sabah uyanıp hadi Netflix kuralım dememiş. Apollo 13. Belki de şuan Netflix’in var olmasının en büyük nedeni. Hastings, kaset kiralama dönemlerinde Apollo 13’ü kiralıyor. İade zamanında ise gecikmeden dolayı 40 dolar ödüyor. Bundan 1 yıl sonra Hastings’in belli ki aklına “Niye aboneleri olan bir film izleme platformu kurmuyoruz ki?” sorusu gelmiş ve ta taa işte karşınızda ilk küresel televizyon ağı: Netflix!

1997’de kurulan Netflix, 1998’de internet sitesi kullanımına sunulmuş. Yavaş yavaş ülkelere yayılan Netflix, 2016’da tüm dünyada yayına girmiş. Hala da varlığını sağlam bir şekilde koruyor. Hatta yakın zamanda ilk Türk dizisi olan Protector ile Türkiye’de bayağı ses getirdi.

PEKİ ONLARI BAŞARIYA GÖTÜREN NEYDİ?

Hastings’i ve Radolph’ı diğerlerinden ayıran neydi? İyi bir girişimci olmak için ne gerekiyordu?

Başlangıçta sadece 30 çalışanla ve 925 filmle bu işe başlayan Netflix’i buralara getiren hiç tartışmasız girişimcilerinin değişimi öngörmeleri ve öz eleştiri yapabilmeleriydi.

Popülerliğin VHS’lerde olduğu dönemde yeni yeni hayatımıza karışan DVD’lerin bir süre sonra yıldız olacağını öngördüler ve belki de büyük bir risk alarak bu yönde ilerlediler ve başarılı oldular. Diğer bir yandan Reed Hastings bir röportajında “Şirketinizin ceoluğundan kendinizi kovmalarını istediniz mi?” diye sorduklarında “Ne şirket ne ben ileri gidebiliyorduk. Bu yüzden evet istedim.” cevabını vermiştir.

Aslında Hastings’i ve Radolph’ı başarıya götüren başarının onlara gelmesini beklememeleriydi. Başarı onlara gelmedi çünkü onlar başarıya koşarak yola çıkmışlardı.

Hastings’in ve Radolph’ın macerasını geride bırakırken gelecekte de gerektiğinde “evet istedim” cevabını verebilecek girişimcileri tanımayı heyecanla bekliyorum.

-BELİZ BEŞKARDEŞ

 

 

 

DÖNGÜSEL EKONOMİYE GİRİŞ : 101

Bu yazıda Waste to Wealth : The Circular Economy Advantage kitabı hakkında ufak bir incelemede bulunacak ve döngüsel ekonomi kavramı üzerinde duracağım. Türkçe’de bu konu ile ilgili yeterince kaynak yok, bu yüzden bilgi edinmek için Türkçe kaynaklar oluşturmamız gerektiğini düşünüyorum.


Döngüsel Ekonomi Nedir?

Döngüsel ekonomi, yeşil, refah içinde ve başarılı bir küresel büyüme ile insanı gelişim açısından uygulanabilir ve büyük ölçekli tek çözümdür.

Return, Make, Use, Return, Make, Use, Return, Make, Use..

Neden Bu Çözüme İhtiyacımız Var?

Dünya nüfusunun yüzde ellisi -yaklaşık üç milyar insan- günde 2.50 doların altında bir parayla yaşamını sürdürüyorken, yaklaşık 5 milyar insan ise günde 10 doların altında bir parayla yaşıyor. Bu beş milyar insanı dünya refahını paylaşmaya davet etmeyen hiçbir büyüme modelini, değerlendirmeye uygun göremeyiz.

Döngüsel Ekonomi Neleri Kapsıyor?

Döngüsel ekonomi, bir kavram olarak son 20–30 yıldır gündemde. Bugün bilinen şekliyle döngüsel ekonomi, ekonomik büyümeyi, fosil yakıtlar ya da geri dönüşümü zor metal ve mineraller gibi olumsuz ayak izleri olan ve bağımlılıkları zaman içinde bir dezavantaj yaratan kıt kaynakların çıkarılması ve tüketilmesinden ayırmaya işaret ediyor.

Atığı 4 ayrı biçimde görüyoruz.

1. Boşa giden kaynaklar : Sürekli olarak yeniden üretilemeyen ve tüketilip kullanıldıktan sonra sonsuza dek bir daha kullanılamayan malzemeler ve enerji türleridir.

2. Boşa giden yaşam döngüleri olan ürünlerin kullanım ömürleri yapay bir şekilde kısa tutulur ya da diğer kullanıcılardan hala talep olmasına karşın elden çıkarılırlar.

3. Boşa giden kullanım kapasiteleri olan ürünler gereksiz bir şekilde atıl kalırlar. Örneğin otomobiller, ömürlerinin %90’ı süresinde genellikle kullanılmadan beklerler.

4. Boşa giden saklı değerler, atılan ürünlerden geri kazanılamayan ve yeniden kullanıma sunulmayan bileşenler, malzemeler ve enerjidir.

Döngüsel ekonominin üç temel itici gücü vardır :

  1. Kaynak sınırlılığı çünkü mevcut ekonomi modeli savurgandır ve herkes için sonsuza dek yetecek kaynak bulmamız imkansız olacaktır.
  2. Teknolojik gelişme çünkü yeni teknolojilerin çıkışı, özellikle dijital yenilikler, döngüsel ekonomiyi şirketler için git gide daha çekici ve uygulanabilir hale getiriyor.
  3. Sosyoekonomik fırsat çünkü sınırlı kaynakları ve büyümeyi birbirinden bağımsızlaştırmak, kapsayıcı bir büyüme olanağı vermekle kalmaz aynı zamanda müşterilere ürün ve varlıklardan en yüksek değeri elde etme gücü de verir.

Yenilikçi araştırmalara dayalı yollarla kaynak verimliliğini arttıran 120’den fazla şirket hakkında Accenture tarafından yapılan analizlerle saptanan 5 ana döngüsel iş modeli bulunuyor.

1. Döngüsel Tedarik Zinciri

Bir şirket nadir görülen ya da çevreye zarar veren kaynaklara gereksinim duyduğunda ya daha fazla bütçe ayırır ya da kullandığı kaynaklar yerine geçebilecek başka kaynaklar bulur. Döngüsel tedarik zinciri bize tamamen yenilenebilir, geri dönüştürülebilir ya da biyoçözünür malzemeler sunar. Bu malzemeler hem maliyetleri düşürür, hem de birbiri ardına gelen yaşam döngüleri boyunca kullanılabilir.

Örneğin, CRAiLAR Technologies şirketi, pamuk kadar yumuşak ve dayanıklı ama pamuk üretiminde olduğu gibi çevresel zararlara yol açmayan keten, kendir ve diğer sak liflerini kullanarak yenilenebilir ve çevre dostu biyokütle kaynakları üreterek konfeksiyon şirketlerinin bunlarla üretim yapmalarına olanak veriyor.

2. Geri Kazanım ve Geri Dönüşüm

Bu model ile eskiden atık olarak kabul edilen eşyalar vb. ürünlerin yeniden hayata döndürüldüğü üretim ve tüketim sistemleri yaratılıyor. Şirketler değerli malzeme, enerji ve bileşenleri yeniden elde etmek ve yeniden kullanmak için ömrünü tamamlamış ürünleri geri kazanırlar ya da bir üretim sürecinin atık ve yan ürünlerini yeniden değerlendirirler.

Bu modelin kullanımında önde gelen 2 şirket görüyoruz. Procter&Gamble ve General Motors. P&G şirketinin sıfır atık temelinde faaliyet gösteren 45 tesisi var ve buralardaki üretim atıklarının tümünü geri dönüştürüyor. General Motors ise atıklarının yüzde 90’ını geri dönüştürüyor; şirketin 102 tane ‘‘çöpsüz’’ tesisi var ve yan ürün geri dönüşümü ile yeniden kullanımdan yıllık 1 milyar dolarlık gelir elde ediyor.

3. Ürünün Ömrünü Uzatmak

Tüketiciler, kırıldığı/bozulduğu, modası geçtiği ya da artık gereksinim duymadıkları için ürünleri atarlar. Ancak atılan bu ürünlerin çoğu hala değerli durumdadır. Onarımlarla, geliştirmelerle, yeniden üretimle ya da yeniden pazarlamayla bu ürünlerin bakım ve iyileştirmelerini yapan şirketler bu ürünlerin olabildiğince uzun bir süre ekonomik fayda sağlamasını başarabilirler.

Dell, kullanılmayan ürünleri (örneğin iade ürünleri), sertifikalı yenilenmiş ürünleri (örneğin kiralama uygulamalarından geri dönen ürünler) ve görünüşte kusurları olan ‘‘çizik/yamulmuş ürünleri’’ alıp tekrar satıyor.

4. Paylaşım Platformu

Gelişmiş ülkelerde sıradan bir evde bulunan eşyaların %80’i yalnızca bir kez kullanılıyor. Paylaşım plaformu modeli ile boşta duran eşyaları kiralamak, paylaşmak, takas etmek ya da ödünç vermek isteyen tüketiciler şirketler için yeni ilişkiler ve iş fırsatları yaratıyor.

Örneğin : Airbnb ile ev paylaşmak.

5. Hizmet Olarak Ürün

Tüketiciler, ‘‘hizmet olarak ürün’’ modeliyle ürünler için kullanım temelinde ödeme yaptıklarında, yani onları kiraladıklarında iş modeli köklü ve iyi yönde bir değişim geçirir. Performans hacmin, dayanıklılık atılabilirliğin önüne geçince şirketler de tüketicilerle yeni ilişkiler kurma fırsatı elde ederler.

Örneğin, lastik üreticisi Michelin bu modeli benimseyerek müşterilerine doğrudan lastik satın almak yerine kiralama olanağı veriyor yani müşterilerin kullandıkları kilometre ya da mil başına ödeme yaptıkları etkili bir ‘‘hizmet olarak lastik’’ satma işi yapıyor.

‘‘Doğrusal büyüme modelinin yakın bir zamanda uygulanabilir olmaktan çıkacağı yönünde yeterince kanıt var. Asıl mesele sonunun gelip gelmeyeceği değil sadece ne zaman geleceği.’’


Nereye Gidiyoruz?

Artan küresel nüfus ve zenginlik nedeniyle yenilenebilir olmayan birçok malzemenin –metaller, mineraller ve fosil yakıtlar-talebi karşılayamayacağı bir noktaya geliyoruz. Döngüsel ekonomi ise büyümenin giderek kıtlaşan kaynaklara bağımlılıktan kurtarıldığı bir ekonomiyi ifade eden genel bir terimdir. Bu model, yenileyicidir. Malzeme kullanımı iki türde olur. Yeniden kullanılabilecek şekilde tasarlanan ve en sonunda yeniden biyosfere karışabilen biyolojik (yenilenebilir) malzemeler ve kalite ya da değerinde en az düzeyde kayıpla üretim ve tüketim arasında gidip gelecek şekilde tasarlanan teknik (yenilenemeyen) malzemeler.

Döngüsel avantaj : Bu terim, büyüme stratejilerinin temel bir ögesi olarak döngüsel ekonomi ilkelerini benimseyen şirketlerin kazandığı rekabet üstünlüğünü ifade etmek için kullanılır. Şirketler, müşterilere sundukları temel değer tekliflerini güçlendirecek bir dizi araca erişim olanağı elde ederler çünkü bu şirketlerin değer zincirleri artık tasarım, üretim ve satışın ötesine geçerek — en gerçek müşteri değeri ve rahatlığının yaratıldığı nokta olan –ürün kullanımı ve geri alınımı da kapsamaktadır.


Sorunun Boyutu

• Tarihsel olarak GSYH’daki yüzde birlik her artış için kaynak kullanımı ortalama 0.4 oranında artmıştır. 2000–2013 arasında GSYH’daki yüzde 1’lik her büyüme emtia fiyatlarında yüzde 1.9 oranında artış meydana getirdi.

• Küresel nüfus 10 yılda bir 750 milyonluk bir artış oranıyla büyüyor ve mevcut büyüme oranı temel alındığında, doğal kaynaklar için yapılan yarışa 2014 ile 2030 arasında 2,5 milyar yeni orta sınıf tüketicinin katılması bekleniyor.

2009’da uluslararası üne sahip 28 bilim insanı, gezegenimiz için aşılması halinde ani ya da geri döndürülemez çevresel değişimler yaratabilecek dokuz sınır belirledi. Dünya bu sınırlardan üçünü aşmış durumda. Türlerin neslinin tükenmesi (biyoçeşitlilik kaybı), atmosferde karbondioksit yoğunlaşması ve atmosferik azot bağlanması. Sera gazlarındaki artıştan kaynaklanan küresel ısınma önemli bir sorun oluşturuyor.

Çöpler Tarafından Yutuluyoruz

Doğrusal modelin ürettiği atığın devasa miktarı küresel olarak yıllık toplam 11 milyar tonun üzerinde. Bu atığın sadece %25’i geri kazanılıp yeniden üretim sistemine döndürülüyor.

Mevcut büyüme modelinde önemli değişiklikler yapmadığımız taktirde, 2013–2025 yılları arasında kentsel atığın %75’in üzerinde, endüstriyel atığın %35 oranında bir artış göstermesi bekleniyor. Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri her yıl 4,6 milyar ton atık üretirken Asya Pasifik ülkelerinde bu rakam 2,2 milyar.

Örneğin ABD, İngiltere’den kişi başına %40 daha fazla kentsel atık üretiyor.

Atıkların yıllık toplam 1 trilyona ulaşan kayıp değerinin 700 milyonu endüstriyel atık, 300 milyonu kentsel atık.

Geri Dönüşüm Bu Sorunu Çözmeye Yeter Mi?

Hayır. Sadece yükü hafifletir. Geri dönüşüm yerine, ürünleri ve bileşenlerini yenileyip yeniden kullanarak öncelikle atığın oluşmasını önlemek ekonomik açıdan daha akla yatkındır.

Şirketlerin Sorumluluğu

İnsanlar yaşam kalitelerini arttırma konusunda artık hükümetler kadar şirketleri de sorumlu tutuyor. UN Global Impact ve Accenture tarafından yapılan ve beş kıtada 30.000 insanın katıldığı bir araştırmaya göre, katılımcıların %72’si şirketlerin sosyal fayda yaratma konusundaki beklentileri karşılamada yetersiz kaldığına inanıyor.

Siyasi — Toplumsal Etkiler

Son 20 yıl içinde elmas, kereste ve kakao gibi doğal kaynaklar yüzünden en az 18 iç savaş çıktı.

Ekolojik Ayak İzi

Şuanda yeryüzünün yeniden üretebileceği ve soğurabileceği kirlilik miktarından %50 oranında daha fazla kaynak tüketiyoruz.

Bu aşırı kaynak tüketimi ölçümüne “ekolojik ayak izi” adı veriliyor. İnsanların, tükettikleri kaynakları üretmek için işgal ettikleri toplam alan, binalarını ve yollarını yapmak için kullandıkları yerler ve oluşmasına yol açtıkları atıkların etkisini gideren ekosistemler olarak tanımlanıyor. Bu veriler «biyokapasite» olarak adlandırılan ve biyolojik olarak üretken olan alanların verisiyle karşılaştırılır. Şimdiki gelişme tempomuza göre, 2050 yılında yıllık üç gezegen değerinde kaynağa gereksinim duyacağız.

Döngüsel ekonomi ilkelerinin benimsenmesini desteklemek için, önde gelen bir grup küresel şirket tarafından finanse edilen ve kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Ellen McArthur Vakfı kuruldu. Vakıf, temel olarak, değişik düşünce ekollerini “döngüsel ekonomi” ismi verilen bütünleşik bir çerçeve etrafında toparlamaya yoğunlaştı. Hemen sonrasında ise, döngüsel ekonomi fırsatının ölçeğini belirlemek için ilk ekonomik raporları hazırlamaya koyuldu. Ayrıca, bir döngüsel ekonomi inovasyon ve rekabet öncesi işbirliği platformu olan CE100 programını başlattı.


Konu ile ilgili daha fazla bilgi edinmek isterseniz yararlanabileceğiniz bazı kaynakları aşağıda belirtiyorum. Kitabı edinmemde ve konu ile ilgili bilgilenmemde bana yardımcı olan Emin Okutan’a teşekkür ederim. Düzeltme/öneri için bana gamzealuc@gmail.com’dan ulaşabilirsiniz. Yazıda, kitaptan birebir aldığım alıntılar bulunmakta, istatiksel veriler içerdikleri için çok değiştirmedim.


· Waste to Wealth : The Circular Economy Advantage, Peter Lacy & Jakob Rutqvist

· Ellen McArthur Foundation Delivering The Circular Economy A Toolkit For Policymakers

· Ellen McArthur Foundation Delivering The Circular Economy A Toolkit For Policymakers Selection Of Key Exhibits

· A Wider Circle? The Circular Economy in Developing Countries, Felix Preston and Johanna Lehne

· Oxo-Degradable Plastic Packaging Is Not A Solution To Plastic Pollution, And Does Not Fit In A Circular Economy, New Plastics Economy

· Ellen McArthur Foundation, The New Plastics Economy Rethinking The Future Of Plastics

· Ellen McArthur Foundation, The New Plastics Economy Catalysing Action

· Kick-off Statement, Circular Flanders

· SKD Türkiye 2017 Raporu

· Taşıtlarda Enerji Verimliliği Raporu, SKD Türkiye

· European Commission Public Procurement For A Circular Economy

· Tearfund Virtuous Circle, Richard Gower and Patrick Schröder

· European Commission, Communication From The Commission To The European

· Parliament, The Council, The European Economic And Social Committee And The Committee Of The Regions

BAŞARILI GİRİŞİMLER 2 CHOBANI

Ofisinde, gelen evrakları karıştırırken Kraft Foods’un ( Amerikanın en büyük gıda şirketlerinden) ‘satılık

fabrika’ ilanını görür. Önce pek umursamayıp, çöpe atıyor ama yarım saat sonra tekrardan çöpü karıştırıp o ilanı buluyor ve satılık olan fabrikayı satın almaya karar veriyor. Böylece Hamdi Ulukayanın ” Yoğurdun Steve Jobs’ı” olma hikayesi 2005’te küçük bir ofiste başlıyor. Her girişimde olduğu gibi riskle başlıyor bu işe. Ulukaya bir fabrika alacak parası olmamasına rağmen, Amerikada ki girişimcilik fırsatlarından yararlanarak Chobani’nin hikayesini başlatıyor. 2007’de ilk defa küçük marketlerde de olsa rafa çıkan Chobani 2009’da büyük süper marketlerin raflarında yerini almayı başarıyor. Peki 6 çalışanla başlayıp 3000 küsür çalışan haline gelen, Teknoloji şirketleri dahil Amerikanın en yenilikçi 10 şirketi arasına giren, en başarılı 10 iş insanından biri olma ünvanı yakalayan Hamdi Ulukaya, Chobaninin ‘Marka hikayesine’ nasıl başladı ve neler yaptı? İşte Chobaninin marka incelemesi…

 

Amerikanın en ünlü ekonomi dergisi olan Forbes, boş yere Hamdi Ulukaya’ya “Yoğurdun Steve Jobs’ı demedi. Steve Jobs’ı Jobs yapan neydi? Tabii ki teknoloji dünyasına yenilikçi ürün kazandırmaktı ve ürünü olabildiğince basit hale getirmek. İşte H. Ulukaya ilk olarak bunu yapmaya çalıştı. Amerikada satılan yoğurdu beğenmeyen Ulukaya; daha iyi tat, daha iyi kıvam ve daha basit ürün anlayışıyla yola çıktı, doğru

tadı yakalaması için tam tamına 2 yıl uğraştı, denemeler yaptı. Bizim, sıradan bir şekilde yediğimiz yoğurdun kıvamını yakalamak için 2 yılını verdi ve 2 yılın sonunda İşte budur! Doğru tat, doğru kıvam ve istenen basitlik ürünü muazzam hale getirmişti. Artık piyasaya çıkma zamanı gelmişti. Peki hiçbir reklam şirketi veya marka danışmanıyla çalışmayan Ulukaya, nasıl oldu da Amerika gibi zorlu bir pazarda ürünü tutturabildi? İşte bunun cevabı; işini iyi yapmaktı. işini sevmek, doğru ekibi kurmak ve bunun için çok çalışmak. H. Ulukaya işe ilk olarak çalışanlarından başladı. Çalışana değer verirsem, onlarda benim markama değer verir anlayışıyla hareket etti. İşte markalaşmanın en önemli noktası budur! ” Mutlu olan ve değerli olduğunu düşünen çalışanlar!”eğer bir şirket bunu başarıyorsa marka olmanın %50’sini gerçekleştirmiş demektir. H. Ululaya Chobani’nin %10’luk hissesini çalışanlarına dağıttı. Tabii bunula kalmadı… çalışanlarına esnek çalışma saatleri, düzgün sosyal güvence hakkı, anne ve baba adaylarına maaşlı izinler sunarak Chobani’de çalışanlara değer verdiğini gösterdi. Buraya kadar her şey kusursuzdu, şimdi artık Chobaniyi piyasaya sürme ve ürününü pazarda bilinir hale getirme zamanıydı. Ulukaya, bunun için pek acele etmedi. büyük reklamlar yapıp markasını öyle hemen öne sürmedi. İlk olarak Amerikada’ki süpermarket zincirlerinin raflarına girmeyi başardı ve incelemeye koyuldu. İnsanların ürüne yaklaşımına baktı; ürünü kimin alıp, kimin almadığını inceledi… tabii o dönemdeki en iyi yoğurt markasının sadece gelir düzeyi yüksek kişilere hitap ediyor olması, Chobani için büyük avantajdı.

Chobani hem tadı güzel, hem de herkesin alabileceği bir fiyattı. Yani Chobani yoğurt almak için illaki zengin olman gerekmiyordu. Fiyat olarak herkesime hitap etmesi ve daha önemlisi ürünün piyasadaki yoğurttan daha güzel olması Chobani için reklamlardan daha avantajlı bir durumdu. Süpermarketlerde satılan Chobani yoğurt, en iyi reklam olan ‘kulaktan kulağa’ reklamla çoğu kesim tarafından bilinir hale geldi. İnsanlar Chobani yoğurda büyük talep gösterdi göstermesine ama Chobani bununla büyük bir marka olamazdı. Ülkedeki büyük festival ve panayırlara kamyonlarca yoğurt götürmeyle işe koyuldu. Yoğurduna çok güvendiği için insanların bedava tatmalarını istedi. çünkü biliyordu ki Chobaniyi bir defa deneyen, ikinci defa mutlaka gidip alırdı. İşte burda yapılan strateji büyük oranda başarılı oldu. 2 yıl boyunca ektiği ağaçtan meyveleri toplama vaktiydi. Chobaniyi deneyen çoğu kişi yoğurtta gerçek tadı bulduğunu düşünerek tekrar tekrar alınca ülkenin büyük kısmında bilinir hale geldi. Tabii yine bununla kalmadı. Reklama çok büyük bütçe ayıramadığı için Chobani sosyal medyada tanıtım yapmaya ağırlık verdi. Ünlü blog sayfalarına ve sosyal medya fenomenlerine ulaşarak ürünlerinin tanıtılmasını istediler. Büyük kitlelerin takip ettiği bu kişilerde yoğurdu tanıtınca Chobani markası deyim yerindeyse patladı gitti. Chobani artık git gide büyüyen bir markaydı ve insanlar tarafından çokça satın alınıyordu. Başarıya ulaşmıştı ama H. Ulukaya sadece mali kazanç için çalışan bir şirket olmasını istemiyordu, Felsefesini markasıyla bütünleştirmek istiyordu. Bunun için de sosyal sorumluluk projelerine ağırlık verdi ve toplumsal olaylara kayıtsız kalmadı. Amerikada sağlıklı gıda için sorumluluk projeleri yürüttü; girişimcilere özel, eğitimden yatırıma kadar tüm destekleri sağlamak için girişimcilik programları başlattı,( Türkiye’ye özel girişimcilik programı da yapılıyor) Amerikada ki gıda bankalarına her yıl tonlarca gıda desteği sağladı… bununla birlikte onlarca projeyle Chobaninin sosyal sorumluluk projelerine gösterdiği hassasiyete dikkat çekti. Aynı zamanda toplumsal konulardan da uzak durmadı; Amerika’ya yerleşmeye çalışan mültecilere destek çıkarak onların yanında olduğunu belirtti. Irkçı tavırlar sergileyen ünlü bir radyo programcısına karşı tepki göstererek ırkçılıkla mücadele etti. Hatta bu konu tüm ülkede gündem haline geldi, ırkçılar Chobaniyi boykot ederken; ırkçılık karşıtları Chobaniye destek amaçlı Chobani marka yoğurtlar aldı ve destek verdiler. Tüm bunların sonucunda Chobani, iyi bir marka olduğunu ve hep iyi kalacağını her zaman yaptıklarıyla belirtmeye devam etti.

Aslında H. Ulukaya kendi felsefesini Chobaniye yansıtıyordu “iyi” her anlamda iyi bir marka yarattı. Chobani milyonlarca kişiye hizmet ederken, binlercesine de umut oldu ve bu şekilde Amerikanın en yenilikçi 10 şirketi arasına girmeyi başardı.

 

Stolk:

Reklamlarda Chobani: Chobani; reklam filmlerinde “Doğallık” mesajı üzerindem yürüyor. Tamamen doğal olduklarını belirterek, tüketicisine sağlıklı gıda sunduğunu söylüyor. Reklamlarda Chobani yiyerek mutlu olan yüzlere sıklıkla rastlayabiliriz. Gencinden, yaşlısına; çocuğundan, sporcusuna kadar herkesime yer vererek ‘ herkese hitap ettiğini’ ve hedef kitlesinin geniş olduğunu gösteriyor. Mutlu insanlar, eğlenceli hayatlarının içine Chobani yoğurdu katıyorlar. Aynı zamanda eş cinsellere yönelikte reklamlar yaparak onların da toplumda yer aldığını kabul edip, destekliyor. Her ürün tanıtımında; motivasyonu yüksek, hayatı seven, mutlu insanlara yer veriyor. Ürünlerinin doğallığı kadar tüketicilerinin de mutluluğuna yer veriyor.

Sosyal Medya’da Chobani: İnstagramda 160bin takipçisi olmasına karşın, gönderilerine gelen like sayısı 2bin

civarı. Buda bir gıda şirketi için oldukça iyi bir beğeni sayısı. Gönderilerinde yeni ürünlerini tanıtırken, yeni ürünleri için takipçilerine yönelik çekilişler yapıyor. Çekilişe katılanlardan birkaç şanslı kişiye bedava ürün hediye ediyor, buda takipçisini aktif tutmak için iyi bir yöntem. Aynı zamanda Chobani Cafe için haftalık menüler paylaşıp

insanlara fiyat avantajı sunduğunu duyuruyor ve çok geç kalmadan harekete geçmelerini söylüyor. Sosyal medyada

da, reklamlarında olduğu gibi eğlenceli bir dil kullanıyor. Takipçileriyle iç içe samimi ve faydacı bir marka halinde.

Gönderilerine yorum yapan herkesin yorumunu beğenerek onları önemsediğini düşündürüyor ve bazı mesajlara geri dönüşler yapıyor, bu şekilde takipçileri yorum yaptıklarında karşılarında bir

muhattap bulabiliyorlar.

Chobani Logosu: Logosunda; son yıllarda tüm büyük markaların da tercih ettiği gibi sade bir font kullanmış. Aynı sadelikte ‘Koyu Yeşil’ renk kullanılmış. Bunun sebebi de ürünlerinin ‘doğal’ olduğunu, tüketicilere hissettirmek.

Başarılı Girişimler 1 Huawei

1987 senesinde Çin Halk Cumhuriyetinin; ekonomiyi kalkındırma ve destekleme politikasından dolayı, Çinli mühendis ‘ Ren Zhegfei’ tarafından kurulan Huaweı şirketi, ilk yıllarda telefon ve elektronik aygıt tuşlarının üretimi ve gelişimi üzerine çalışmalar yapmışlardır. Hatta günümüzdeki gelişmiş, çok fonksiyonlu işlevli tuşların bir çoğu Huaweı’ye aittir. ‘’Çinliler, büyük işler başarabilir’’ sloganıyla başlayan; Çin’in ilk telefon markası;Dünyanın en büyük telekomünikasyon cihazı üreticisi; dünyanın en iyi üçüncü telefon markası; 140 ülkeye iletişim hizmeti; 170.000 çalışanı ve 50 milyon dolarlık net değeriyle Huaweı’nin marka öyküsü…

Huawei’nin çok köklü ve uzun bir geçmişi olmasından dolayı incelemek ve tüm ayrıntılara değinmek, açıkçası biraz zamanımızı alır. Bu yüzden tüm geçmiş ayrıntılarına değinmek istemedim. Öncelikle Huawei şirket hissesinin %64’ünün şu anda çalışanlarına ait olduğunu belirtmek gerekiyor. Yani tüm çalışanlar aslında kendilerine ait olan şirket için çalışıyorlar. Kendi şirketi için çalışan 170.000 kişinin bir şirketi geliştirmesi ve marka haline getirmesi kaçınılmaz bir durum. Öte yandan bu çalışanların belirledikleri bir vizyonları var! Bu vizyona bakarak şirketin markalaşma öyküsünü az çok tahmin edebilir herkes.

‘’Tamamı bağlı, akıllı bir dünya için; her kişiye ve organizasyona dijitali getirme, her şeyi ve herkesi tamamen birbirine bağlayarak dünyayı daha iyi bir hale getirebilir. Tüm insanlara teknolojiyi sunabilir, kararlı ve güvenli ağ

işlemlerini destekleyebilir ve tüm bunları yaparken çevreyi korumayı destekleyebiliriz.’’ Vizyonuyla hareket eden Huaweı, gerçek anlamda çalışmalarını bu vizyona göre şekillendirmiş. Çünkü kötü bir Çin ekonomisinde kurulup,

aşama aşama dünyanın en iyileri arasına girmek büyük bir çaba gerektiriyor. İlk olarak şunu söylemeliyim ki Huaweı markasının bu denli gelişmesi ve güçlenmesi reklamdan öte ‘İnovasyonla’ yapılmış bir durum. İnovasyon diyince akla ilk gelen şirketlerden biri Huaweı olmalıdır. Huaweı kuruluş tarihinden, günümüze kadar dünyaya bir çok ilk kazandırmayı başarmış. AR-GE çalışmalarına büyük bir önem vererek teknoloji dünyasının şekillenmesine katkıda bulunmuş, buda ister istemez Huawei’nin bir marka olmasının yolunu açmış. Yaptıkları bazı ilklere değinecek olursak:

-Dünyadaki ilk 3G telefonu.

 

-Dünyanın ilk bulut etkin telefonu.

-Dünyanın en hızlı dört çekirdekli akıllı telefonu.

-Dünyanın en ince akıllı telefonu.

-Dünyanın en geniş ekranlı telefonu ve ilk Windows phone 8 akıllı telefonu.

Gibi sadece telefon üretiminde bu ilklere imza atan Huaweı, yine telekomünikasyon bazında dünyayı birçok ilkle tanıştırmıştır. İşte bu denli ilklere imza atan ve inovosyonda çığır açan bir şirket markalaşma yolunda da emin adımlar atmış tabii ki. İnovasyon bir yana dursun, işin reklam ve pazarlama kısmına dönelim biz. Huaweı bu yenilikleri kazandırırken kendisini ve felsefesini insanlara aktarması gerekiyordu, bu da tabii ki reklamla olacak bir durum. Huawei’nin reklamda altın çağı, akıllı telefonla birlikte başlıyor. Her ülkede spor ve festival sponsorlukları, yaratıcı reklam filmleri ve sosyal sorumluluk projelerine çok önem veren marka; 2016 yılında dünyaca ünlü futbolcu Lionel Messi’yi marka elçisi olarak seçmiştir, artık reklama ayırdığı bütçe ve verdiği önemi varın siz düşünün. Tarihten bu yana her yeni ürününün lansmanlarını Dünyanın önemli merkezlerinde(Paris, Milano, New York v.b) yapan Huaweı bu şekilde tüm teknoloji meraklılarına adını duyurmuştur. Her teknoloji fuarında, bir yenilikle

insanların ve basının karşısına çıkması ve tüm teknoloji severleri heyecanlandıran ürünler sunması, insanlarda Huaweı’yi bilinir kılmıştır. Özellikle dünya basınının Huaweı’nin çılgın ürünlerine genişçe yer

vermesi tüm insanlara markayı sevdirmiştir. Tabii sadece basın ve lansmanlarla yetinmiyor Huaweı; hizmet verdiği çoğu ülkenin büyük spor takımlarıyla sponsorluk anlaşmaları yaparak markasının her kesimce bilinmesine olanak sağlamıştır. Ülkemizde de Galatasaray, Türk Telekom Basketbol takımı gibi büyük takımlarla sponsorluk anlaşması yapmıştır. Sponsorluklar dışında sosyal sorumluluk projelerine çok önem veren marka; genç mühendis adaylarına çeşitli fırsatlar sunarak gelişimlerine destek sağlayan projeler düzenlemekte, daha yaşanılabilir dünya için çeşitli dünya sorunlarıyla yakından ilgilenmekte, doğal afetlerde iletişim desteği sunmakta ve Çin kültürünün tanıtımı için çocuklara yönelik projeler yapmaktadır. Ülkemizde de; üniversitelilere yönelik ‘’ Geleceğin Tohumları’’ ve çocuklara yönelik ‘’Çin yaz kültür kamp’’ projesini düzenlemektedir.

İşte komplike bir pazarlama yöntemi yürüten Huaweı’nin tasarımları iyi, sağlam ve küresel rekabette güçlü ürünler de eklenince marka olabilmesi için her şey tamamlanmış oluyor. Tabii markasının devamlılığı için sürdürülebilir pazarlama yöntemlerine halen de güçlü bir şekilde devam etmekte.

STOLK

REKLAMLAR: Reklamlarında; havalı, ciddi ve karizmatik bir telefon olduğu kadar, eğlenceli de bir marka olduğunu göstermeye özen gösteren marka, hedef kitlesini de geniş tutmuştur. Reklamda çok faklı insanlar görebiliyoruz; genç, yaşlı, zengin, fakir, orta dereceli, kırsalda yaşayan, şehirde yaşayan herkese yer vermiştir. Karizmatik müzikler kullanarak insanların duygularına hitap etmiştir ve aynı zamanda dış ses kullanma ihtiyacı da hissetmeyen marka, telefonlarının somut özelliklerinden bahsederken bir yandan da duygulara hitap etmeyi unutmamıştır. Reklam yüzü Messiylede reklamlar çektiren marka; Ünlü ile özdeşleştirme yoluna da başvurmuştur.

Sosyal Medya:

Instagram: Huaweinin öncelikle bir çok hesabı var. Genel hesapları dışında, her ülke içinde farklı hesapları var. Genel hesaplarında; Genel projelerini tanıtıyorlar ve bu tanıtımları sıradan görsellerle değil de; eğlenceli, izlemesi zevkli videolar kullanarak yapıyorlar. Buda son derece dijitalde dikkat çekici oluyor. Müşterilerini ürünleriyle boğmayı tercih etmiyorlar, onlara zevkli, bilgilendirici videolarla ulaşmayı tercih ediyorlar. Buda takipçilerini daha aktif tutmada onlara yarar katıyor. 138K takipçileri olmasına karşın, videolarına en düşük 12K, en yüksek 700K görüntülenme oluyor. Takipçilerinin attıkları yorumlara geri dönüşler sağlayarak, onları önemsediklerini de hissettiriyorlar. Az sayıda Story atılıyor bu hesapta, atılan storyler de, atılan postların tanıtımı niteliğinde.

*Huaweı Next-İmage adlı bir instagram hesapları var. Bu hesapta da ürettikleri telefonlarla, müşterilerinin çektiği en iyi fotoğrafları paylaşıyorlar.

133K takipçileri olmasına karşın, ortalama 1.500 beğeni alıyor.

Huawei Mobile adlı bir hesapları daha var. En fazla takipçi sayısı bulunan hesap, bu hesap. Bu hesap teknolojik ürünlerinin tümüne yer veriyor. Profildeki yazıda hashtag verilmiş ve takipçilerinden bu hashtag altında çektikleri video ve fotoğrafları paylaşmaları beklenmiştir, paylaşım yapan takipçileri arasından seçtikleri kişileri lansmanlarına götürme fırsatı sunuyor.

Twitter: Huawei Türkiye hesabından sadece markasıyla ilgili haber ve bilgilendirmelere yer veriyor. Gönderilerin altına şikayetlerini yazan takipçilere cevap vermeyen markanın, Twitter’ı pek iyi kullandığı söylenemez. Burada 99.760K takipçisi olmasına karşın, ortalama 35 fav alabiliyor. Takipçileri geri dönüş alamadıklarını anlamış olmalı ki, pek mention atımıyorlar.

 

Marka İsmi ve Logosu: Huawei isminin Çince yazılışının ilk karakteri olan “华” harfi, çiçek anlamına geliyor ama

aynı zamanda Çin veya Çinli anlamlarına da geliyor. İkinci karakter olan “为” ise başarı anlamını taşıyor. Yani Huawei, “Çin’in başarısı” gibi bir anlama sahip. Şirketin logosundaki çiçek de ilk harften esinlenerek tasarlanmış.

Kaynak: Huawei web sitesi, Webtekno, ilkkimbuldu.com